Çok Dilli Web Sitesi SEO Nasıl Yapılır? Global Müşteriye Ulaşma Rehberi

Yurt dışına satış yapmak isteyen işletmelerin çoğu aynı yerden başlar: mevcut siteyi İngilizceye çevirtir, bir dil bayrağı ekler ve trafiğin kendiliğinden gelmesini bekler. Çok dilli web sitesi SEO bundan çok daha fazlasıdır. Bu rehberde URL yapısını nasıl seçeceğinizi, içeriği nasıl yerelleştireceğinizi, her pazar için anahtar kelimeyi nasıl bulacağınızı ve Google'a hangi yerel sinyalleri vereceğinizi kendi sahamdan örneklerle anlatıyorum.
Çok dilli web sitesi SEO nedir ve neden ayrı bir iş olarak ele almalısınız?
Çok dilli web sitesi SEO, aynı markanın farklı dillerdeki ve pazarlardaki sayfalarının her birinin kendi arama dilinde bulunmasını, doğru ülkedeki kullanıcıya gösterilmesini ve o kullanıcıyı müşteriye çevirmesini sağlayan planlı çalışmadır. Kapsamı URL yapısı, yerelleştirme, pazar bazlı anahtar kelime ve yerel güven sinyalleridir.
Ayrı bir iş olarak ele almanızın sebebi basit: her dil, aslında yeni bir arama pazarıdır. Türkiye'de sizi zirveye taşıyan sayfa, Almanya'da hiçbir şey ifade etmeyebilir. Çünkü oradaki kullanıcı başka kelimelerle arar, başka rakiplerle karşılaştırır ve başka güven işaretleri bekler.
2012'den beri yürüttüğüm projelerde en sık gördüğüm tablo şu: dil sayısı artıyor, ama satış artmıyor. Sorun neredeyse hiçbir zaman çevirinin kalitesinde değildir. Asıl sorun, yeni dilin bir pazar olarak değil, bir eklenti olarak ele alınmasıdır. Bu yazının geri kalanı, o eklentiyi gerçek bir pazara dönüştürmenin adımlarını anlatıyor.
Çok dilli site ile çok bölgeli site arasındaki fark nedir?
Tanım olarak çok dilli site, içeriği birden fazla dilde sunar. Çok bölgeli site ise farklı ülkelerdeki kullanıcılara özel sayfalar sunar. İkisi sık sık iç içe geçer, ancak planlamada ayrı düşünmeniz gerekir.
Örneğin Almanca bir sayfa hem Almanya'ya hem Avusturya'ya hem de İsviçre'ye hitap edebilir. Dil aynıdır; oysa fiyat, kargo süresi, vergi ve yasal metinler ülkeye göre değişebilir. Tersi de mümkündür: İsviçre gibi tek bir ülkede Almanca, Fransızca ve İtalyanca konuşan üç farklı kitleye seslenmeniz gerekebilir.
Pratikte şu soruyu sorarım: kullanıcıya sunduğunuz teklif ülkeye göre değişiyor mu? Değişmiyorsa dil bazlı bir yapı yeterlidir. Fiyat, stok, teslimat ya da mevzuat ülkeye göre farklılaşıyorsa, dil ile ülkeyi birlikte hedefleyen bir yapıya ihtiyacınız var. Bu karar, bir sonraki adımdaki URL seçimini doğrudan etkiler.
Hangi pazara açılacağınıza nasıl karar verirsiniz?
Dil eklemeden önce pazarı seçmelisiniz; dil, pazarın sonucudur. En güvenilir başlangıç noktası, zaten elinizde olan veridir. Google Analytics'te hangi ülkelerden ziyaret aldığınıza, Search Console'da hangi ülkelerde gösterim topladığınıza ve siparişlerinizin nereye gittiğine bakın.
Ayrıca üç soruyu dürüstçe yanıtlamanızı öneririm:
- O ülkeye ürün ya da hizmet teslim edebiliyor musunuz, yani lojistik ve ödeme altyapınız hazır mı?
- Gelen talebe o dilde yanıt verecek birisi var mı?
- O pazarda sizi rakiplerden ayıracak somut bir avantajınız var mı?
Bu sorulardan birine "hayır" diyorsanız, dil eklemek trafiği artırsa bile satışa dönmeyebilir. Üstelik yanıtlanmayan formlar ve teslim edilemeyen siparişler, o pazardaki itibarınızı daha ilk günden zedeler. Bu yüzden ben önce bir pazarı tam oturtmayı, ardından ikincisine geçmeyi tercih ederim.
Çok dilli web sitesi SEO için hangi URL yapısını seçmelisiniz?
Google, çok bölgeli ve çok dilli siteler rehberinde dört seçenek tanımlar: ülke kodlu alan adı, alt alan adı, alt klasör ve URL parametresi. Her birinin maliyeti ve etkisi farklıdır.
| Yapı | Örnek | Güçlü yanı | Zayıf yanı |
|---|---|---|---|
| Ülke kodlu alan adı | ornek.de | Ülke hedefini en net şekilde gösterir | Pahalıdır, her alan adı sıfırdan otorite toplar |
| Alt alan adı | de.ornek.com | Kurulumu kolaydır, ayrı sunucu kullanabilirsiniz | Kullanıcı hedef ülkeyi adresten anlamayabilir |
| Alt klasör | ornek.com/de/ | Kurulumu ve bakımı kolaydır, otorite tek alanda kalır | Bölümleri birbirinden ayırmak daha zordur |
| URL parametresi | ornek.com?dil=de | Teknik olarak hızlıdır | Google önermez, segmentlemesi zordur |
Tabloda "en iyi" diye bir satır yok, çünkü doğru seçim bütçenize, ekibinize ve hedeflediğiniz ülke sayısına bağlıdır. Yine de URL parametresini hiçbir projede önermiyorum. Kalan üç seçenek arasında karar verirken bir sonraki iki başlıktaki ölçütleri kullanabilirsiniz.
Alt klasör neden çoğu işletme için en mantıklı başlangıçtır?
Alt klasör yapısında bütün diller tek alan adının altında yaşar. Dolayısıyla Türkçe sayfalarınız için yıllar içinde kazandığınız bağlantılar ve güven, yeni dil sayfalarına da destek olur. Yeni bir alan adıyla sıfırdan başlamak yerine, var olan otoritenin üzerine inşa edersiniz.
Bakım tarafında da avantaj büyüktür. Tek bir içerik yönetim sistemi, tek bir SSL sertifikası ve tek bir Search Console mülkü yeterlidir. Üstelik her dil klasörünü Search Console'a ayrı mülk olarak ekleyip performansını ayrıca izleyebilirsiniz.
Kendi sitemde de bu yapıyı kullanıyorum: Türkçe içerik kökte, İngilizce /en/, Almanca /de/ altında duruyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler için bu kurgu hem hızlı hem de ekonomik. Web tasarım aşamasında bu yapıyı baştan kurmak, sonradan taşımaktan çok daha ucuzdur. Zira sonradan yapılan her taşıma, yönlendirme ve sıralama riski demektir.
Alt klasörün tek ciddi zayıflığı, dilleri tamamen farklı ekiplerin yönettiği büyük yapılarda ortaya çıkar. Orada yetki ve yayın süreçlerini ayırmak zorlaşabilir, ancak bu çoğu işletmenin henüz karşılaşmadığı bir sorundur.
Ülke kodlu alan adı ne zaman buna değer?
Google'a göre ülke kodlu alan adları, kullanıcının ve arama motorunun o ülkeyi hedeflediğinizi anlaması için güçlü bir sinyaldir. Ancak bu sinyalin bedeli yüksektir. Her alan adı ayrı bağlantı, ayrı içerik ve çoğu zaman ayrı bir ekip ister.
Ben ülke kodlu alan adını üç durumda öneriyorum:
- O ülkede yerel bir şirketiniz, deponuz ya da ekibiniz varsa.
- Kullanıcılar yerel uzantıya belirgin biçimde daha çok güveniyorsa; örneğin bazı Avrupa pazarlarında yerel uzantı satın alma kararını etkiler.
- Her ülke için ayrı bir pazarlama bütçesi ve bağlantı çalışması yürütebilecekseniz.
Bu koşullar yoksa, ülke kodlu alan adı genellikle beklenen etkiyi vermez. Öte yandan dağınık alan adları, marka bütünlüğünü de zayıflatır. Kısacası bu seçenek, büyüme stratejisinin sonucu olmalı; ilk adımı değil.
Arada bir yol da var. Genel bir .com alan adında dil ve ülkeyi birlikte gösteren klasörler açabilirsiniz; örneğin Almanya için /de-de/, Avusturya için /de-at/. Bu kurgu, ülke kodlu alan adının maliyetine girmeden ülkeye özel fiyat ve teslimat bilgisi sunmanızı sağlar. Ancak klasör sayısı arttıkça içerik yükü de artar. Bu yüzden ülke klasörünü yalnızca teklifiniz gerçekten farklılaşıyorsa açın.
Otomatik yönlendirme ve çerezle dil seçimi neden zararlı?
Birçok sitede ziyaretçinin IP adresine ya da tarayıcı diline bakarak onu otomatik olarak bir dil sürümüne yönlendiren kod görüyorum. Kullanıcı açısından pratik görünse de arama motoru açısından ciddi bir sorundur.
Google'ın dokümantasyonu bu konuda nettir: tarayıcı çoğunlukla ABD'den gelir ve isteklerinde dil tercihi göndermez. Dolayısıyla otomatik yönlendirme, Googlebot'un diğer dil sürümlerini hiç görmemesine yol açabilir. Aynı sorun, dili yalnızca çerezle ya da tarayıcı başlığıyla değiştiren sitelerde de ortaya çıkar.
Doğru yaklaşım, her dil sürümüne kendi kalıcı adresini vermektir. Bunun yanında kullanıcıya küçük bir öneri bandı gösterebilirsiniz: "Bu sayfanın Almanca sürümü var, geçmek ister misiniz?" Böylece kullanıcıyı zorlamadan yönlendirir, arama motorunun da bütün sürümlere erişmesini sağlarsınız.
Mevcut sitenizde gizli bir yönlendirme olup olmadığını yönlendirme denetleyici ile farklı adresleri deneyerek kontrol edebilirsiniz.
Çeviri ile yerelleştirme arasındaki fark nedir?
Çeviri, metni bir dilden diğerine aktarır. Yerelleştirme ise teklifi, dili, örnekleri ve güven işaretlerini hedef pazarın beklentisine uyarlar. Arama motorunda kazandıran, ikincisidir.
Somut bir örnek vereyim. Türkçe sayfada "kapıda ödeme" güçlü bir satış argümanıdır. Almanya'da ise kullanıcı büyük ihtimalle faturayla ödeme, PayPal ya da bilinen bir kargo firması arar. Cümleyi kusursuz çevirseniz bile doğru argümanı öne çıkarmazsanız sayfa ikna etmez.
Yerelleştirmede baktığım başlıca katmanlar şunlar:
- Para birimi, ölçü birimi, tarih ve telefon biçimi.
- Ödeme yöntemleri, kargo süresi ve iade koşulları.
- Örnekler, referanslar ve vaka anlatımları.
- Hitap tonu; örneğin Almancada "Sie" ile "du" seçimi marka algısını değiştirir.
- Yasal metinler ve o ülkede beklenen zorunlu sayfalar.
Bu katmanların her biri sayfanın dönüşümünü etkiler. Bu nedenle yerelleştirmeyi metin işi değil, ürün işi olarak planlamanızı öneririm.
Makine çevirisi ve yapay zekâ ile çeviri kullanabilir misiniz?
Kullanabilirsiniz, ama yalnız başına yayınlamamalısınız. Google'ın spam politikaları, kullanıcıya az değer katan otomatik dönüşümleri, açıkça çeviriyi de sayarak, ölçekli içerik kötüye kullanımı başlığında ele alır. Yani sorun aracın kendisi değil, insan emeği ve değer eklenmeden toplu yayın yapmaktır.
Benim iş akışım şöyle: yapay zekâ ilk taslağı çıkarır, ardından o dili ana dili olarak konuşan ve sektörü tanıyan bir editör metni düzeltir. Editör yalnızca dil bilgisine değil, terimlere, arama ifadelerine ve kültürel uyuma da bakar. Böylece hızdan vazgeçmeden kaliteyi korursunuz.
Özellikle dikkat ettiğim nokta, teknik terimlerin arama dilindeki karşılığıdır. Makine çevirisi çoğu zaman sözlük karşılığını seçer, kullanıcı ise gündelik ifadeyi arar. Bu fark, sayfanın hiç görünmemesiyle ilk sayfada görünmesi arasındaki farktır.
Anahtar kelimeyi her pazar için neden baştan araştırmalısınız?
Çünkü anahtar kelimeler çevrilemez. Türkçede hacimli bir ifadenin birebir çevirisi, hedef dilde neredeyse hiç aranmıyor olabilir. Kullanıcı aynı ihtiyacı çoğu zaman bambaşka bir kelimeyle anlatır.
Örneğin Türkiye'de "web sitesi yaptırma" yaygın bir aramadır. Almancada ise kullanıcılar sık sık "Website erstellen lassen" gibi bir kalıp kullanır; kelime kelime çeviriden çok farklıdır. Benzer şekilde İngilizcede İngiltere ile ABD arasında bile yazım ve terim farkları bulunur.
Üstelik niyet de değişebilir. Bir pazarda bilgi arayan bir ifade, diğerinde doğrudan satın alma niyeti taşıyabilir. Bu nedenle her pazar için anahtar kelime listesini sıfırdan kurmanızı, Türkçe listeyi yalnızca fikir kaynağı olarak kullanmanızı öneririm. Genel yöntemi satış getiren anahtar kelime nasıl bulunur yazımda ayrıntılı anlattım; aşağıda bunu çok dilli yapıya uyarlıyorum.
Çok dilli web sitesi SEO için pazar bazlı anahtar kelime araştırmasını nasıl yaparsınız?
Kendi projelerimde izlediğim adımlar şunlar:
- Hedef ülkeyi ve dili birlikte seçin; araçlarınızda konum ayarını mutlaka o ülkeye getirin.
- Ana dili hedef dil olan birinden, ürününüzü nasıl arayacağını anlatmasını isteyin.
- Bu tohum ifadeleri anahtar kelime aracına girip hacim ve rekabeti o ülke için okuyun.
- Hedef ülkede ilk sayfadaki sonuçları inceleyin; hangi tür sayfaların sıralandığına bakın.
- Arama niyetini etiketleyin: bilgi, karşılaştırma ya da satın alma.
- Her ifadeyi tek bir sayfaya atayın ve sayfa haritasını dil bazında ayrı çıkarın.
Dördüncü adımı atlamayın. Sonuç sayfasına bakmak, o pazarda Google'ın neyi ödüllendirdiğini gösterir. Örneğin Türkiye'de hizmet sayfaları sıralanırken aynı ifadede Almanya'da karşılaştırma portalları öne çıkıyor olabilir. Bu durumda sayfa türünü de pazara göre değiştirmeniz gerekir.
Ayrıca bütçeniz varsa hedef ülkede küçük bir Google Ads arama kampanyası açıp gerçek arama terimlerini görmenizi öneririm. Birkaç haftalık veri, tahminlere dayalı listeden çok daha güvenilirdir. Bu kısmı Google Ads yönetimi çalışmalarımda sık kullanıyorum.
Her pazar için hangi içerikleri sıfırdan üretmelisiniz?
Her sayfayı çevirmek zorunda değilsiniz; bazı sayfaları ise çevirmek yetmez, yeniden yazmanız gerekir. Ayrımı yaparken sayfanın o pazardaki rolüne bakarım.
Ürün ve hizmet sayfaları, yerelleştirilmiş çeviriyle iyi bir başlangıç yapabilir. Buna karşılık blog yazıları, rehberler ve sık sorulan sorular çoğu zaman o pazara özel üretilmelidir. Çünkü Almanya'daki bir kullanıcının merak ettiği sorular, Türkiye'deki kullanıcının sorularıyla örtüşmeyebilir. Örneğin yasal düzenlemeler, fiyatlandırma alışkanlıkları ve sektör terimleri pazardan pazara değişir.
Pratik bir yöntem önereyim: hedef ülkedeki sonuç sayfalarında "Kullanıcılar bunları da sordu" kutusunu ve rakip sitelerin SSS bölümlerini inceleyin. Oradan çıkan soruları bir içerik takvimine dönüştürün. Böylece Türkçe yazıların gölgesi olmayan, o pazarın kendi sorularına yanıt veren bir içerik havuzu kurarsınız. Yazdığınız metinleri yayından önce okunabilirlik analizi ile kontrol etmek de işinizi kolaylaştırır.
Son olarak, hiçbir dilde karşılığı olmayan yarım sayfalar yayınlamayın. Az ama eksiksiz sayfa, çok ama yarım sayfadan her zaman daha iyi sonuç verir.
Meta başlık, açıklama ve URL'leri nasıl yerelleştirirsiniz?
Meta başlık ve açıklama, arama sonucunda kullanıcının gördüğü ilk metindir. Bunları çevirmek değil, hedef dilin anahtar kelimesiyle yeniden yazmak gerekir. Başlıkta o pazarın ana arama ifadesi başa yakın yer almalı, açıklamada da o ülkenin kullanıcısını ikna eden bir fayda öne çıkmalıdır.
Karakter uzunluklarına da dikkat edin. Almanca kelimeler Türkçeden genellikle daha uzundur, bu yüzden aynı mesaj başlıkta kesilebilir. Yazdığınız başlığın arama sonucunda nasıl göründüğünü Google SERP önizleme aracıyla kontrol edebilirsiniz.
URL'ler için de aynı kural geçerlidir. Almanca sayfanın adresi Almanca kelimelerden oluşmalı, Türkçe slug'ı taşımamalıdır. Özel karakterleri sade harflere dönüştürmek için slug oluşturucu işinizi kolaylaştırır. Son olarak her dilin kendi başlık etiketi, kendi H1'i ve kendi görsel alt metni olmalı; birinde Türkçe kalıntı bırakmak sık yapılan bir hatadır.
Yerel sinyaller Google'a ve kullanıcıya ne söyler?
Google, bir sayfanın hangi ülkeye hitap ettiğini anlamak için ülke kodlu alan adı, hreflang ve sunucu konumu gibi teknik sinyallerin yanında sayfadaki yerel adres, telefon numarası, para birimi, dil ve yerel sitelerden gelen bağlantıları da kullanır. Buna karşılık "geo.position" gibi konum meta etiketlerini ve HTML'deki lang niteliğini dikkate almadığını açıkça belirtir.
Bu bilgi, yerel sinyallerin hem arama motoru hem de kullanıcı için önemli olduğunu gösterir. Örneğin Almanya'ya satış yapıyorsanız fiyatları euro ile göstermek, Almanca bir iletişim kanalı sunmak ve o ülkede bilinen ödeme yöntemlerini listelemek güveni doğrudan artırır.
Bir ayrıntıyı da hatırlatayım: Search Console'daki ülke hedefleme ayarı artık yok. Google, Uluslararası Hedefleme raporunu 2022'de kaldırdı. Dolayısıyla eski bir rehberde "Search Console'dan ülke seçin" önerisini görürseniz, bunun artık geçerli olmadığını bilin. Ülke hedefini bugün sayfanın kendisi ve yukarıdaki sinyaller taşır.
Fiziksel bir şubeniz varsa her ülke için ayrı bir işletme profili de düşünebilirsiniz; bu konuyu Google Haritalar SEO yazısında ele aldım.
hreflang bu tabloda nerede durur?
hreflang, aynı içeriğin dil ve bölge sürümlerini birbirine bağlayan etikettir. Google'a "bu sayfanın Almanca karşılığı şudur" dersiniz; böylece doğru kullanıcıya doğru sürüm gösterilir. Ancak hreflang tek başına sıralama getirmez, yalnızca doğru eşleşmeyi sağlar.
En sık gördüğüm iki hata şunlar: dönüş bağlantısını unutmak ve olmayan sayfalara işaret etmek. Google'ın yerelleştirilmiş sürümler rehberine göre A sayfası B'yi gösteriyorsa, B de A'yı göstermelidir; aksi halde işaretleme yok sayılabilir.
Etiketin sözdizimini, x-default kullanımını ve kontrol yöntemlerini burada tekrar etmeyeceğim; hepsini hreflang etiketi nedir, nasıl kullanılır yazımda adım adım anlattım. Etiketleri elle yazmak yerine hreflang oluşturucu ile üretmek, yazım hatası riskini de azaltır.
Dil değiştiriciyi nasıl tasarlamalısınız?
Dil değiştirici, kullanıcının yanlış sürüme düştüğünde kurtuluş kapısıdır. Bu yüzden her sayfada, sayfanın üst kısmında ve kolay bulunur bir yerde durmalıdır.
Tasarlarken uyduğum kurallar şunlar:
- Dil adlarını kendi dillerinde yazın: "Deutsch", "English", "Türkçe".
- Bayrak yerine metin kullanın; çünkü bayrak ülkeyi, metin dili temsil eder.
- Kullanıcıyı ana sayfaya değil, bulunduğu sayfanın karşılığına götürün.
- Karşılığı olmayan sayfada ilgili kategoriye ya da dil ana sayfasına yönlendirin.
Bayrak konusunu özellikle vurguluyorum. İngilizce için İngiltere bayrağı kullanmak, ABD ya da Kanada'daki kullanıcıyı yabancılaştırabilir. Metin, bu belirsizliği ortadan kaldırır. Ayrıca dil değiştirici bağlantılarının düz HTML bağlantısı olması, arama motorunun sürümleri keşfetmesine de yardım eder.
Mobil görünümü de ayrıca test edin. Masaüstünde rahatça bulunan dil menüsü, mobilde hamburger menünün en altında kaybolabilir. Kullanıcı yanlış dile düştüğünde birkaç saniye içinde çıkış yolunu bulamazsa siteyi kapatır. Bu nedenle mobilde dil seçimini üst çubukta, kısa bir kodla göstermek iyi bir uzlaşmadır; örneğin "TR", "EN" ve "DE" gibi.
Çok dilli sitede iç linkleme ve bağlantı çalışmasını nasıl kurarsınız?
Her dil sürümü, kendi içinde tutarlı bir site gibi davranmalıdır. Yani Almanca bir yazıdan verdiğiniz iç bağlantılar Almanca sayfalara gitmeli; kullanıcı okurken aniden Türkçe bir sayfaya düşmemelidir.
Bu kural kulağa basit gelse de şablonlarda sık bozulur. Menüdeki bir bağlantı, alt bilgideki bir iletişim linki ya da ürün kartındaki bir buton, varsayılan dile sabitlenmiş olabilir. Yayından önce her dilde menüyü, alt bilgiyi ve form teşekkür sayfalarını tek tek tıklayarak kontrol etmenizi öneririm.
Dış bağlantı tarafında ise her pazarın kendi bağlantı ekosistemi vardır. Almanya'daki bir sektör rehberinden ya da yerel bir basın sitesinden gelen bağlantı, Almanca sayfalarınız için Türkiye'den gelen onlarca bağlantıdan daha anlamlı olabilir. Bu nedenle bağlantı çalışmasını da dil bazında planlayın. Arama motorunun bütün sürümleri bulması için her dili XML site haritasında eksiksiz listelemeyi de unutmayın.
Çok dilli web sitesi SEO performansını nasıl ölçersiniz?
Ölçümü baştan dil ve ülke bazında kurmazsanız, hangi pazarın kazandırdığını asla göremezsiniz. İlk adım, Search Console'da her dil klasörünü ayrı mülk olarak eklemek ya da raporları klasöre göre filtrelemektir. Böylece her pazarın gösterim, tıklama ve sıralama verisini ayrı izlersiniz.
Analytics tarafında ise dönüşümleri dil sürümüne göre ayırın. Örneğin form gönderimlerine sayfa dilini bir parametre olarak eklemek, raporda hangi dilin talep getirdiğini açıkça gösterir. Yurt dışı reklam ya da e-posta kampanyası yürütüyorsanız bağlantılarınızı UTM oluşturucu ile etiketlemek de işinizi kolaylaştırır.
İzlediğim temel göstergeler şunlar: dil klasörü başına organik tıklama, hedef ülkedeki gösterim payı, dil başına dönüşüm oranı ve yanlış ülkeden gelen trafik. Son gösterge önemli bir uyarıdır; Almanca sayfalarınız Almanya yerine başka bir ülkede görünüyorsa, yerel sinyallerinizi gözden geçirmeniz gerekir. Deneyimime göre yeni bir dil sürümünde anlamlı organik trafik birkaç ay alır; bu saha tecrübesine dayalı bir gözlemdir, garanti değil.
Çok dilli sitelerde en sık gördüğüm hatalar nelerdir?
Denetlediğim sitelerde tekrar tekrar karşılaştığım hataları bir listede topladım:
- Sayfanın yarısı çevrilmiş, yarısı Türkçe kalmış şablonlar.
- Bütün dillerde aynı meta başlığı taşıyan sayfalar.
- Kullanıcıyı ve Googlebot'u zorla yönlendiren IP tabanlı kodlar.
- Çevrilmiş sayfaların Türkçe sürüme kanonik etiket vermesi.
- Yerel ödeme yöntemi ve iletişim kanalı olmadan açılan pazarlar.
- Dil sürümlerinin site haritasına hiç eklenmemesi.
Dördüncü madde özellikle tehlikelidir. Almanca sayfa kanonik etiketiyle Türkçe sayfayı işaret ederse, Google Almanca sürümü dizine almayabilir. Her dil sürümü kendi kendine kanonik vermeli, sürümler arasındaki ilişkiyi ise hreflang kurmalıdır.
Mevcut bir siteyi çok dilli yapıya taşıyorsanız, adres değişiklikleri ayrı bir risk getirir. Bu süreci web sitesi yenilerken SEO nasıl korunur yazımdaki kontrol listesiyle yönetebilirsiniz.
Yerelleştirmeye yatırım yapmak gerçekten karşılığını verir mi?
Kullanıcı tarafındaki araştırmalar bu soruya güçlü bir yanıt veriyor. CSA Research 2020'de 29 ülkede 8.709 tüketiciyle yaptığı ankette, katılımcıların yüzde 76'sının kendi dilinde bilgi bulunan ürünleri satın almayı tercih ettiğini, yüzde 40'ının ise başka dildeki sitelerden hiç alışveriş yapmadığını bildirdi.
Bu rakamları bir satış vaadi olarak değil, bir risk göstergesi olarak okuyorum. Yani yerelleştirilmemiş bir pazar, potansiyel müşterilerinizin önemli bir kısmına hiç ulaşamamanız anlamına gelebilir. Buna karşılık iyi yerelleştirilmiş tek bir pazar, özensiz açılmış beş pazardan daha fazla kazandırabilir.
Örnek hesap yapalım: Almanca sürümünüz ayda 1.000 organik ziyaret alıyor ve dönüşüm oranı yüzde 1 ise ayda 10 talep gelir. Yerelleştirme ile dönüşüm oranını yüzde 1,5'e çıkarırsanız, aynı trafikten 15 talep alırsınız. Bu rakamlar yalnızca yöntemi göstermek için; kendi verinizle hesaplamanız gerekir.
Başlamak için 30 günlük bir yol haritası nasıl olmalı?
Çok dilli bir yapıya geçmek büyük bir iş gibi görünür, ancak adımlara bölündüğünde yönetilebilir hale gelir. Tek bir pazar için önerdiğim sıralama şöyle:
- Birinci hafta: pazar seçimi, rakip incelemesi ve pazar bazlı anahtar kelime listesi.
- İkinci hafta: URL yapısının kurulması, şablonların çevrilmesi ve dil değiştiricinin eklenmesi.
- Üçüncü hafta: öncelikli 10 ila 20 sayfanın yerelleştirilmesi ve editör kontrolü.
- Dördüncü hafta: hreflang, site haritası, Search Console kurulumu ve ölçüm ayarları.
Dikkat ederseniz ilk ayda bütün siteyi çevirmeyi önermiyorum. Önce satış getiren sayfalarla başlayın, veriyi görün, sonra genişletin. Böylece bütçeniz en çok etki yaratacak sayfalara gider.
E-ticaret sitesi yönetiyorsanız ürün verisi, varyantlar ve kargo kuralları işi biraz daha karmaşık hale getirir. Bu durumda e-ticaret danışmanlığı kapsamında altyapıyı birlikte planlamak zaman kazandırır.
Çok dilli bir projede dışarıdan destek almak ne zaman mantıklıdır?
İçeride iki dili bilen bir pazarlama ekibiniz varsa, bu rehberdeki adımların çoğunu kendiniz uygulayabilirsiniz. Ancak URL taşıması, hreflang kurgusu ve pazar bazlı anahtar kelime araştırması, deneyim eksikliğinin en pahalıya patladığı alanlardır.
Ben projelere genellikle bir denetimle başlıyorum: mevcut yapı, hedef pazarlar ve teknik engeller. Ardından yol haritasını birlikte çıkarıyor, uygulamayı ister ekibinizle ister doğrudan üstlenerek yürütüyorum. Aracı olmadan çalıştığım için her adımı doğrudan sizinle konuşuyorum.
Global müşteriye ulaşmak istiyor ve nereden başlayacağınızı netleştirmek istiyorsanız SEO danışmanlığı sayfama göz atabilir ya da doğrudan iletişim formundan bana yazabilirsiniz. Kısacası, ilk sohbette hangi pazarın size gerçekten uygun olduğunu birlikte konuşabiliriz.




