B2B Reklamlarında Doğru Kanal Seçimi: LinkedIn Ads mi Google Ads mi? Kitle ve Arama Niyeti

B2B pazarlamada bütçe toplantısı çoğu zaman aynı soruya varıyor: LinkedIn Ads mi Google Ads mi? Soru basit görünüyor; ancak iki kanal aynı işi yapmıyor. Biri arayan kişiyi yakalıyor, diğeri henüz aramayan ama doğru şirkette oturan kişiye ulaşıyor. Yanlış kanala para koyduğunuzda sorun bütçede değil, beklentide başlıyor.
2012'den beri arama ve sosyal reklam hesaplarıyla çalışıyorum. Bu yazıda kurulum anlatmıyorum; kanal kararına odaklanıyorum. Google arama kampanyasının adım adım kurulumunu B2B Google Ads arama kampanyası rehberinde anlattım. Organik LinkedIn tarafını ise LinkedIn'den müşteri bulma yazısında ele aldım. Burada sözleşme değeri, satış döngüsü ve pazar büyüklüğüyle çalışan bir karar matrisi, bütçe paylaşımı, ABM ve çevrimdışı dönüşümle ölçüm var.
B2B reklamlarında LinkedIn Ads mi Google Ads mi daha doğru kanal?
LinkedIn Ads, mesleki profil verisiyle belirli unvan, sektör ve şirketlere ulaşan bir kitle kanalıdır; Google Ads ise çözümü arayan kişiyi sorgu anında yakalayan bir arama niyeti kanalıdır. Talep varsa önce aramayı karşılarsınız. Talep yoksa ya da alıcı listeniz dar ve değerliyse LinkedIn ağırlık kazanır.
Pratikte çoğu B2B şirketi için doğru cevap "ya o ya bu" değil, bir oran meselesidir. Kısacası soru "hangisi" değil; "hangisine ne kadar ve hangi sırayla" sorusudur. Bu oranı üç değişken belirler: bir müşterinin size getirdiği sözleşme değeri, satışın kapanma süresi ve hedef pazarın büyüklüğü.
Dördüncü değişken ise ölçüm altyapınızdır. CRM verisini reklam platformuna taşımıyorsanız hangi kanalın gerçekten satış getirdiğini göremezsiniz. Aşağıdaki bölümlerde önce iki kanal ailesinin farkını, ardından karar matrisini, bütçe paylaşımını ve ölçümü anlatıyorum. Sonunda 90 günlük bir test planı da bulacaksınız.
Arama niyeti kanalı ile kitle kanalı arasındaki fark nedir?
Arama niyeti kanalları, kullanıcının yazdığı sorguya cevap verir. Google Ads ve Microsoft Advertising arama kampanyaları bu ailededir. Birisi "ERP entegrasyonu fiyatı" ya da "endüstriyel soğutma servisi" yazdığında ihtiyacını zaten tanımlamıştır. Siz yalnızca doğru anda doğru cevapla orada olursunuz. Yani bu kanallar talep yaratmaz; var olan talebi yakalar.
Kitle kanalları ise kişiyi kim olduğuna göre bulur. LinkedIn, Meta ve programatik reklam ağları bu ailededir. Kullanıcı o anda sizin çözümünüzü aramıyor olabilir; ancak unvanı, şirketi ya da ilgi alanı onu potansiyel alıcı yapar. Bu kanallar talebi yakalamaktan çok, talep oluştuğunda akla ilk gelen marka olmanızı sağlar.
Bu ayrımın arkasında sağlam bir araştırma var. LinkedIn'in B2B Institute birimi, Ehrenberg-Bass Institute ile yürüttüğü çalışmaya dayanarak "95-5 kuralı" adını verdiği bir tespiti paylaşıyor: potansiyel alıcılarınızın yüzde 95'i bugün satın almaya hazır değil. Aynı sayfadaki örneğe göre şirketlerin yüzde 80'i bankacılık hizmetini beş yılda bir değiştiriyor. Rakamların kaynağı LinkedIn'in 95-5 kuralı sayfasıdır.
Dolayısıyla arama kanalı bugün pazarda olan yüzde 5'lik kesimle, kitle kanalı ise yarın pazara girecek yüzde 95'lik kesimle konuşur. İkisini aynı metrikle yargılamak bu yüzden hatalıdır.
Google ve Microsoft arama reklamları B2B'de hangi işi görür?
Arama reklamlarının B2B'deki asıl gücü, niyetin açık olmasıdır. Sorgu bir sorunu, bir ürün kategorisini ya da bir tedarikçi arayışını doğrudan anlatır. Özellikle teklif, fiyat, tedarikçi ya da yazılım gibi kelimeler içeren sorgular satın alma sürecinin ileri aşamasına işaret eder. Bu yüzden talep olan pazarlarda arama kampanyaları genellikle en hızlı sonuç veren kanaldır.
Zayıf noktası ise kişiyi tanımamasıdır. Google Ads, sorguyu yazanın bir satın alma müdürü mü yoksa öğrenci mi olduğunu size söylemez. Üstelik niş bir sektörde ayda yalnızca birkaç yüz arama varsa bütçeyi artırmak sonucu büyütmez; çünkü harcayacak arama kalmaz.
Microsoft Advertising burada ilginç bir ara çözüm sunuyor. Platform, LinkedIn profil verisine dayalı hedeflemeyle şirket, sektör ve iş fonksiyonu seçmenize izin veriyor. Bu seçenek arama, dinamik arama, alışveriş, kitle ve Performance Max kampanyalarında çalışıyor. Ancak Microsoft'un LinkedIn profil hedeflemesi sayfasına göre bu hedefleme kitleyi daraltmaz; yalnızca teklif ayarı olarak çalışır. Bir reklam grubunda en fazla 1.000 şirket seçebilirsiniz.
Microsoft, Şubat 2025 ürün duyurusunda Performance Max için LinkedIn profil sinyallerini altı büyük pazarda sunacağını açıkladı: ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya, Fransa ve Almanya. Türkiye'den ihracat yapan bir firmaysanız bu pazarlarda arama bütçenize LinkedIn verisiyle ince ayar yapabilirsiniz.
LinkedIn Ads hangi hedefleme seçeneklerini sunar?
LinkedIn'in gücü, kişilerin kendi profillerine girdiği mesleki veridir. LinkedIn Marketing Solutions hedefleme seçenekleri sayfası bu verileri birkaç ana başlıkta topluyor. Konum her reklam setinde zorunlu; geri kalanları ihtiyacınıza göre birleştirirsiniz:
- Şirket: şirket adı, sektör, şirket büyüklüğü, gelir, büyüme hızı, kategori, takipçiler ve şirket bağlantıları.
- İş deneyimi: unvan, iş fonksiyonu, kıdem, yetenekler ve deneyim yılı.
- Eğitim: okul, bölüm ve derece.
- İlgi ve özellikler: gruplar, ilgi alanları ve üye özellikleri.
- Demografi ve cihaz: yaş, cinsiyet, cihaz türü ve işletim sistemi.
Bunlara ek olarak Matched Audiences ile site ziyaretçilerini, reklamla etkileşim kuranları, kişi ve şirket listelerini hedefleyebilirsiniz. LinkedIn benzer kitle (lookalike) özelliğini kaldırdı. Onun yerine Lead Gen Form, kişi listesi, dönüşüm ve yeniden hedefleme verisinden yapay zekayla kitle üreten Predictive Audiences seçeneği geldi.
Kitle büyüklüğünde de alt sınır var. LinkedIn, bir reklam setini yayına almak için en az 300 üye hesabı şart koşuyor. Sponsored Content ve Sponsored Messaging için önerdiği alt sınır ise 300.000 kişi. Pratikte çok dar hedefleme yaptığınızda gösterim maliyeti yükselir ve teslimat yavaşlar. Bu yüzden unvanları tek tek saymak yerine iş fonksiyonu ile kıdemi birleştirmek çoğu zaman daha sağlıklı sonuç verir.
Meta ve programatik reklamlar B2B'de nerede durur?
Meta ve programatik ağlar da kitle kanalıdır; ancak veri kaynakları farklıdır. Meta, kişiyi mesleki profilden çok davranış ve ilgi sinyalleriyle tanır. Bu nedenle satın alma müdürü gibi dar bir rolü hedeflemek Meta'da LinkedIn kadar isabetli sonuç vermez. Buna karşılık küçük işletme sahipleri, esnaf ya da serbest çalışanlar gibi geniş ve dağınık kitlelerde Meta çok daha düşük maliyetle erişim sağlar.
Programatik reklamlar ise belirli sitelerde, sektör yayınlarında ve video envanterinde görünmenizi sağlar. Google'ın Display & Video 360 platformu ya da benzeri talep tarafı platformlar, şirket verisi sağlayan üçüncü taraf segmentlerle çalışabilir. Bu segmentlerin kalitesi sağlayıcıya göre değişir. Dolayısıyla programatiği ilk kanal olarak değil, marka bilinirliğini ölçeklemek istediğiniz aşamada düşünmenizi öneririm.
Kısacası B2B'de kitle kanalları arasında da bir sıra vardır. Rol bazlı hedefleme gerekiyorsa LinkedIn öne çıkar. Kitle genişse ve karar verici aynı zamanda işletme sahibiyse Meta ciddi bir alternatiftir. Programatik ise çoğunlukla üçüncü aşamadır.
Sözleşme değeri LinkedIn Ads mi Google Ads mi kararını nasıl etkiler?
Sözleşme değeri, kanal kararındaki en güçlü değişkendir. İngilizcede ACV (annual contract value) diye geçen bu değer, bir müşterinin yıllık olarak size bıraktığı geliri anlatır. Değer yüksekse pahalı ama isabetli bir tıklamayı karşılayabilirsiniz. Değer düşükse her tıklamanın hesabını daha sıkı tutmanız gerekir.
Deneyimime göre LinkedIn'de tıklama maliyeti çoğu pazarda arama ve Meta'dan yüksek seyreder. Bu farkı ancak bir müşterinin getirdiği gelir karşılayabilir. Örneğin yıllık sözleşmesi yüksek olan bir kurumsal yazılım firması için LinkedIn'deki pahalı aday sorun değildir. Aynı maliyet, tek seferlik küçük siparişlerle çalışan bir toptancının kârını ise siler.
Bu yüzden hesabı tersten kurmanızı öneririm. Önce bir müşterinin yıllık değerini, ardından teklif aşamasından satışa dönüşme oranınızı yazın. Buradan kabul edilebilir aday maliyetini çıkarırsınız. Bu tavan, LinkedIn'in sizin için mantıklı olup olmadığını reklam açmadan önce gösterir.
Kaba bir kural olarak şunu söyleyebilirim: sözleşme değeri yükseldikçe LinkedIn'in payı artar, düştükçe arama ve Meta öne geçer. Tabii bu kural, arama talebinin var olduğu varsayımıyla çalışır.
Satış döngüsünün uzunluğu kanal seçimini neden değiştirir?
Satış döngüsü, ilk temastan imzaya kadar geçen süredir. Kısa döngüde, yani birkaç gün içinde kapanan satışlarda arama reklamları çok iyi çalışır: kişi arar, form doldurur, satış ekibi döner ve iş kapanır. Uzun döngüde ise karar bir kişinin değil, bir satın alma komitesinin elindedir. Finans, teknik ekip, kullanıcı birim ve yönetim ayrı ayrı ikna olmak ister.
Bu komitenin tamamı Google'da arama yapmaz. Genellikle bir kişi araştırır, diğerleri ise o kişinin getirdiği kısa listeye bakar. LinkedIn, komitenin geri kalanına unvan ve kıdem üzerinden ulaşmanın en doğrudan yoludur. Böylece satış ekibiniz görüşmeye girdiğinde marka adınız masadaki herkese tanıdık gelir.
Uzun döngünün ölçüme de etkisi büyüktür. Google Ads'de tıklama kimliğiyle (GCLID) dönüşüm aktarımı için süre sınırı 90 gündür. Satışınız altı ayda kapanıyorsa imzayı tıklamaya bağlayamazsınız. O durumda ara aşamaları, örneğin nitelikli aday ve teklif aşamasını, dönüşüm olarak tanımlamanız gerekir. Bu konuyu ölçüm başlığında ayrıca açıyorum.
Pazarınız dar mı geniş mi, bunu nasıl anlarsınız?
Pazar büyüklüğünü iki soruyla ölçebilirsiniz. Birincisi, çözümünüzü kaç şirket satın alabilir? İkincisi, bu şirketler ihtiyacı ne sıklıkla arama motoruna yazıyor? İki sorunun cevabı birlikte kanal kararını netleştirir. Kimin karar verdiğini belirlemek için hedef kitle analizi rehberindeki adımlar da işinize yarar.
Dar pazar, hedef şirket sayısının birkaç yüz ya da birkaç bin ile sınırlı olduğu durumdur. Örneğin yalnızca otomotiv yan sanayisine kalıp üreten bir firma düşünün. Bu firmanın alıcıları bellidir ve arama hacmi çok düşüktür. Böyle bir durumda Google Ads'e ne kadar bütçe koyarsanız koyun, harcayacak yeterli sorgu bulamazsınız. Dar pazarda doğru yaklaşım, şirket listesini çıkarıp o listeyi LinkedIn'de hedeflemektir.
Geniş pazar ise binlerce potansiyel müşterinin çözümü düzenli olarak aradığı durumdur; muhasebe yazılımı ya da kurumsal kargo hizmeti gibi. Burada arama kanalı hem büyüme alanı sunar hem de verimli çalışır. Arama hacmini görmek için Google Ads Anahtar Kelime Planlayıcı verisine bakabilir, satış getiren sorguları seçmek için satış getiren anahtar kelime rehberini kullanabilirsiniz.
Kanal kararı için hangi karar matrisini kullanabilirsiniz?
Üç değişkeni bir araya getirdiğimde aşağıdaki matrisi kullanıyorum. Tablo kesin bir reçete değil; ilk bütçe paylaşımı için bir başlangıç noktasıdır. Her satırda baskın kanalı ve destek kanalını görebilirsiniz.
| Durum | Sözleşme değeri | Satış döngüsü | Pazar ve arama hacmi | Baskın kanal | Destek kanalı |
|---|---|---|---|---|---|
| Kurumsal yazılım, danışmanlık | Yüksek | Uzun (3 ay ve üzeri) | Dar pazar, düşük arama | LinkedIn (ABM) | Marka ve rakip aramaları |
| Endüstriyel ekipman, ihracat | Yüksek | Uzun | Orta pazar, teknik arama var | Google ve Microsoft arama | LinkedIn yeniden hedefleme |
| KOBİ yazılımı, abonelik | Düşük ya da orta | Kısa | Geniş pazar, yüksek arama | Google arama | Meta ve yeniden hedefleme |
| Bakım, lojistik, tesis hizmetleri | Orta | Kısa ya da orta | Yerel ya da bölgesel talep | Google arama | Microsoft arama |
| Yeni kategori, bilinmeyen çözüm | Orta ya da yüksek | Uzun | Arama neredeyse yok | LinkedIn ve Meta | İçerik ve yeniden hedefleme |
Tablodaki son satır özellikle önemlidir. Çözümünüz yeni bir kategori yaratıyorsa insanlar onu henüz aramıyordur. Bu durumda arama kampanyası açmak, olmayan talebi beklemek anlamına gelir. Önce kitle kanallarıyla sorunu anlatır, arama talebi oluştukça bütçeyi aramaya kaydırırsınız.
Matrisi kullanırken bir satıra tam oturmayan durumlar da çıkar. Örneğin sözleşme değeriniz yüksek ama pazarınız genişse, önce aramayı doyurur, ardından en değerli segmentleri LinkedIn'de ayrıca hedeflersiniz. Tablo size yön verir; son kararı ise test verisi belirler.
Bütçeyi arama ve kitle kanalları arasında nasıl bölersiniz?
Bütçe paylaşımında benim ilk kuralım şudur: önce var olan talebi karşılayın. Yani marka aramalarınızı ve satın alma niyeti yüksek sorguları kapsayan arama kampanyası, bütçenin ilk kalemidir. Bu kalemin tavanı bellidir; çünkü arama hacmi sınırlıdır. Google Ads'deki gösterim payı metrikleri, talebin ne kadarını karşıladığınızı gösterir.
Arama tarafı doyduğunda kalan bütçe kitle kanallarına gider. Burada hedef şirket listeniz, rol tanımınız ve içerik varlıklarınız belirleyicidir. Elinizde anlatacak güçlü bir içerik yoksa LinkedIn bütçesi çoğu zaman boşa gider. Çünkü soğuk kitleye doğrudan "demo isteyin" demek nadiren çalışır.
Toplam bütçeyi belirlemek için Google Ads bütçesi belirleme rehberindeki geriye doğru hesap yöntemini kullanabilirsiniz. Hızlı bir tahmin için Google Ads bütçe hesaplama aracı da hedef dönüşüm, tıklama maliyeti ve dönüşüm oranından aylık bütçeyi çıkarır.
Oranı sabit tutmayın. Ben üç ayda bir, CRM'deki nitelikli aday ve satış fırsatı verisine bakarak payları yeniden dağıtıyorum. Hangi kanal daha ucuz satış fırsatı üretiyorsa bir sonraki çeyrekte onun payını artırıyorum.
Küçük bütçeyle LinkedIn Ads mi Google Ads mi daha mantıklı?
Bütçe küçükse cevap çoğu zaman Google Ads olur. Sınırlı parayla LinkedIn'de hem yeterli frekans hem de anlamlı veri toplamak zordur. Çünkü tıklama maliyeti yüksektir ve kitlenin sizi tanıması için birden fazla temas gerekir. Arama reklamında ise bütçeyi doğrudan ihtiyacı olan kişiye harcarsınız.
Ancak iki istisna var. Birincisi, pazarınızda arama hacmi yoksa küçük bütçeyle bile harcayacak sorgu bulamazsınız. O noktada dar bir LinkedIn kampanyası, örneğin birkaç yüz şirketlik bir listeye düşünce liderliği içeriği göstermek, daha mantıklıdır. İkincisi, sitenizi zaten ziyaret eden karar vericiler varsa LinkedIn'de yeniden hedefleme düşük bütçeyle bile işe yarar.
Küçük bütçede en büyük hata, parayı altı kanala bölmektir. Her kanal öğrenme için belli bir veri eşiğine ihtiyaç duyar. Bütçeyi bir ana kanalda toplayın, o kanal doyduğunda ikinciyi ekleyin. Hangisinin ana kanal olacağına karar verirken karar matrisindeki arama hacmi sütunu size yön verir.
ABM, yani hesap bazlı pazarlama kanal kararına nasıl girer?
Hesap bazlı pazarlama (ABM), bireylere değil, önceden seçtiğiniz şirketlere odaklanan bir yaklaşımdır. Satış ve pazarlama ekibi birlikte bir hedef hesap listesi çıkarır; reklam, içerik ve satış temasları bu listeye yoğunlaşır. ABM, sözleşme değeri yüksek ve pazarı dar olan şirketler için en verimli çerçevedir.
LinkedIn, ABM için en doğal reklam kanalıdır. Şirket listesi gereksinimleri sayfasına göre listeniz en az 300 satır içermeli; üst sınır 20 MB ya da 300.000 şirkettir. LinkedIn, iyi sonuç için 1.000 ve üzeri şirketlik listeler öneriyor. Listenin aktif bir reklam setinde çalışması için en az 300 üye hesabıyla eşleşmesi gerekiyor. Listeyi 90 gün boyunca hiçbir reklam setinde kullanmazsanız listenin süresi doluyor.
Arama tarafında ABM daha sınırlıdır. Google Ads, arama kampanyalarında şirket adına göre hedefleme sunmaz; onun yerine Customer Match ile kendi müşteri verinizi kullanırsınız. Microsoft Advertising ise LinkedIn profil hedeflemesiyle hedef şirketlerinizden gelen aramalarda teklifinizi artırmanıza izin verir. Bu kombinasyon, ABM listesindeki bir şirketten biri arama yaptığında öne çıkmanızı sağlar.
ABM listesini oluştururken satış ekibinin CRM verisini kullanın. Mevcut müşterilerinize benzeyen ama henüz temas kurmadığınız şirketleri önceliklendirin. Liste kalitesi, kampanya kalitesinin üst sınırıdır.
Çevrimdışı dönüşüm olmadan kanalları neden kıyaslayamazsınız?
B2B'de form doldurmak satış demek değildir. Arama reklamından gelen bir form ile LinkedIn Lead Gen Form üzerinden gelen bir form, CRM'de çok farklı kalitede ilerleyebilir. Yalnızca form sayısına bakarsanız hep ucuz formu getiren kanalı ödüllendirirsiniz. Oysa önemli olan, hangi kanalın satış fırsatı ve imzalı sözleşme ürettiğidir.
Çevrimdışı dönüşüm, CRM'de gerçekleşen bir satış aşamasını reklam platformuna geri göndermenizdir. Örneğin satış ekibi bir adayı nitelikli olarak işaretlediğinde ya da müşteri teklifi onayladığında bu bilgiyi Google Ads'e, Microsoft Advertising'e ve LinkedIn'e aktarırsınız. Böylece platformun otomatik teklif sistemi form sayısına değil, gerçek satış sinyaline göre öğrenir.
Bu altyapı için formun reklam tıklama kimliklerini ve UTM parametrelerini CRM'e taşıması gerekir. Konunun teknik tarafını CRM entegrasyonlu web sitesi ve aday takibi yazısında anlattım. UTM etiketlerini tutarlı üretmek için UTM oluşturucu aracını da kullanabilirsiniz.
Google Ads'e çevrimdışı dönüşümleri nasıl aktarırsınız?
Google Ads iki yol sunar. Klasik yöntem, tıklama kimliği olan GCLID'yi formda yakalayıp satış aşamasıyla birlikte geri yüklemektir. Google'ın güncel önerisi ise potansiyel müşteriler için gelişmiş dönüşümlerdir (enhanced conversions for leads). Bu yöntem GCLID'ye ek olarak e-posta adresinin karma (hash) değeri gibi müşteri verisini de kullanır ve cihazlar arası eşleşmeyi güçlendirir.
Google Ads Yardım sayfasına göre yüklemeleri Google Ads Data Manager üzerinden yapabilirsiniz. Aynı sayfa, 15 Haziran 2026 itibarıyla bu yüklemelerin Data Manager API'ye taşındığını ve Google Ads API'de engellendiğini belirtiyor. Kendi yazılımınızla yükleme yapıyorsanız bu geçişi mutlaka kontrol edin.
Süre sınırlarına da dikkat edin. Çevrimdışı dönüşüm SSS sayfası, GCLID içeren dönüşümler için 90 günlük, kişisel veriyle eşleşen gelişmiş dönüşümler için 63 günlük sınır veriyor. Dönüşüm değerini sonradan düzeltmek isterseniz dönüşüm ayarlamalarıyla bunu ilk kayıttan itibaren 55 gün içinde yapabilirsiniz. Google ayrıca yüklemeleri en az günlük yapmanızı öneriyor.
Pratikte ben üç aşamayı ayrı dönüşüm olarak tanımlıyorum: nitelikli aday, satış fırsatı ve kazanılan satış. Otomatik teklif için genellikle en sık oluşan ama yine de anlamlı olan aşamayı birincil dönüşüm yapıyorum. Kazanılan satış çoğu zaman teklif stratejisini beslemek için fazla seyrek kalır.
LinkedIn'de çevrimdışı dönüşüm ve Conversions API nasıl çalışır?
LinkedIn Campaign Manager da CRM verisini kabul eder. Düşük hacimde CSV şablonuyla elle yükleme yapabilirsiniz. LinkedIn'in yardım sayfasına göre bu yöntemde dosya en fazla 20 MB ya da 300.000 satır olabilir ve sistem 90 günden eski dönüşümleri işlemez. Yüksek hacimde ise Conversions API ile veriyi sürekli ve otomatik gönderirsiniz.
Conversions API için LinkedIn; Google Tag Manager, Zapier ve çeşitli veri iş ortakları gibi hazır entegrasyonlar sunuyor. Bu sayede Lead Gen Form ile gelen bir adayın CRM'de satış fırsatına dönüştüğünü LinkedIn'e bildirebilirsiniz. Platform da teslimatı bu sinyale göre optimize eder.
Lead Gen Form konusunda bir uyarım var. Form LinkedIn içinde açıldığı ve profil bilgisiyle otomatik dolduğu için doldurma oranı yüksek olur. Ancak düşük çaba, düşük niyet de getirebilir. Bu yüzden Lead Gen Form kampanyalarını yalnızca form maliyetine göre değil, CRM'deki nitelik oranına göre değerlendirin.
Hangi metrikler iki kanalı adil biçimde karşılaştırır?
İki kanalı adil kıyaslamak için tıklama maliyeti ya da form maliyeti yetmez. Ben karşılaştırmada şu metrikleri kullanıyorum:
- Nitelikli aday başına maliyet: satış ekibinin kabul ettiği adayları esas alır.
- Satış fırsatı başına maliyet: teklif aşamasına geçen fırsatları sayar.
- Pipeline değeri: kanalın açtığı fırsatların toplam tutarını gösterir.
- Kazanma oranı: fırsatların ne kadarının imzaya döndüğünü anlatır.
- Kapanma süresi: ilk temastan imzaya kadar geçen gün sayısıdır.
- Etkilenen pipeline: satışı doğrudan getirmese de karar sürecinde reklamla temas eden hesapları gösterir.
Son metrik, LinkedIn gibi kitle kanallarının değerini görmek için kritik önemdedir. LinkedIn reklamını gören bir karar verici, üç hafta sonra markanızı Google'da arayıp oradan form doldurabilir. Son tıklama modeli bu satışı arama reklamına yazar ve LinkedIn'in katkısını görmezden gelir.
Bu yüzden marka aramalarındaki artışı ve hedef hesaplardan gelen site ziyaretlerini de takip edin. Hangi raporu neden okuduğunuzu netleştirmek için dijital pazarlama KPI rehberine göz atabilirsiniz.
Kanal seçiminde en sık yapılan hatalar nelerdir?
Sahada en sık gördüğüm hatalar birbirine benziyor. Çoğu, kanalı yanlış işe koşmaktan kaynaklanıyor:
- LinkedIn'den arama reklamı performansı beklemek, yani soğuk kitleye ilk temasta satış teklifi göstermek.
- Google Ads'i talep olmayan bir kategori için açmak ve düşük hacmi kötü kurguya bağlamak.
- Kanalları form maliyetiyle kıyaslamak ve CRM verisini hiç reklam platformuna taşımamak.
- LinkedIn'de unvanı çok daraltıp kitleyi birkaç bin kişiye indirmek, sonra yüksek maliyetten şikâyet etmek.
- Rakip ve marka aramalarını korumasız bırakmak; LinkedIn'de ilgi yaratıp aramada rakibe kaptırmak.
- Bütçeyi aylık değil, günlük sonuçlara göre değiştirmek ve uzun satış döngüsünü sabırsızlıkla bozmak.
Bu hataların ortak noktası, kanalın doğasını görmemektir. Arama reklamı sabırsız bir kanaldır; hızlı sonuç verir ama yalnız var olan talep kadar büyür. LinkedIn ise sabır ister; buna karşılık doğru listeyle çalıştığında satış ekibinin kapısını açar.
Bir de hedefleme ile mesaj uyumsuzluğu var. Doğru kişiye yanlış mesaj gösterdiğinizde LinkedIn'in hassas hedeflemesi hiçbir işe yaramaz. Reklam metni, hedeflediğiniz rolün gündelik sorununu anlatmalıdır.
Kanal kararını 90 günde nasıl test edersiniz?
Kararı teoride bırakmak yerine kontrollü bir testle netleştirebilirsiniz. Aşağıdaki plan, B2B hesaplarında izlediğim sıradır:
- İlk iki hafta: CRM aşamalarını tanımlayın, GCLID ve UTM verisini forma ekleyin ve çevrimdışı dönüşüm yüklemesini deneyin.
- Üçüncü ve altıncı hafta arası: arama kampanyasını marka ve yüksek niyetli sorgularla açın, gösterim payını izleyin.
- Aynı dönemde LinkedIn'de hedef şirket listesine içerik odaklı bir kampanya ve site ziyaretçilerine yeniden hedefleme başlatın.
- Yedinci ve onuncu hafta arası: iki kanalın nitelikli aday ve satış fırsatı maliyetini karşılaştırın, marka aramalarındaki değişimi not edin.
- Son üç hafta: bütçeyi daha ucuz satış fırsatı üreten kanala kaydırın ve bir sonraki çeyreğin oranını belirleyin.
Bu test uzun satış döngülerinde kesin sonuç vermeyebilir. Yine de 90 gün, nitelikli aday aşamasına kadar olan verimliliği görmek için genellikle yeterlidir. Satış altı ayda kapanıyorsa ara aşamalara dayanarak karar verir, kesin hükmü ikinci çeyreğe bırakırsınız.
Test sırasında reklam metinlerini sık değiştirmemeye özen gösterin. Kanal testini mesaj testiyle karıştırırsanız sonucu hangi değişkenin getirdiğini ayırt edemezsiniz.
Açılış sayfası kanal performansını nasıl etkiler?
Kanal kararını ne kadar iyi verirseniz verin, reklam tıklaması sonunda bir sayfaya iner. Arama kanalından gelen kişi somut bir cevap arar: fiyat aralığı, teknik özellik, referans ve hızlı iletişim. LinkedIn'den gelen kişi ise çoğu zaman daha erken aşamadadır; önce sorunu doğru anladığınızı görmek ister.
Bu fark, iki kanal için tek bir açılış sayfası kullanmanın neden verimsiz olduğunu açıklar. Arama trafiği için teklif ve demo odaklı, LinkedIn trafiği için rehber, rapor ya da vaka içeriği odaklı sayfalar hazırlayın. Açılış sayfasının yapısını B2B landing page rehberinde ayrıntılı anlattım.
Yeniden hedefleme de bu iki kanalı birbirine bağlar. Arama reklamından gelip form doldurmayan bir ziyaretçiye LinkedIn'de ikinci bir temas kurabilirsiniz. Bu yaklaşımın ayrıntıları için remarketing ile satış hunisi yazısına bakabilirsiniz.
Ekibimle B2B reklam kanalı kararını nasıl veriyoruz?
Bir B2B hesabına başladığımızda ilk işimiz reklam açmak değil, sayıları çıkarmaktır. Ekibimle önce sözleşme değerini, satış döngüsünü ve hedef pazarın büyüklüğünü netleştiriyoruz. Ardından arama hacmini ve rakip varlığını ölçüyor, CRM ile reklam platformları arasındaki veri akışını kuruyoruz.
Bu çerçeveyle kimi hesapta bütçenin büyük kısmı arama kanalına, kimi hesapta LinkedIn'deki hedef şirket listesine gidiyor. Kararı biz vermiyoruz; veriler veriyor. Google Ads tarafındaki yönetimi Google Ads yönetimi hizmetimiz kapsamında yürütüyoruz. Aday kalitesi için sayfa tarafında destek gerekirse web tasarım hizmetimizle açılış sayfalarını da aynı süreçte ele alıyoruz.
Özetle, LinkedIn Ads mi Google Ads mi sorusunun tek bir doğru cevabı yok. Talep varsa önce onu yakalayın; talep yoksa ya da alıcı listeniz dar ve değerliyse kitleyi siz oluşturun. Hangi yolu seçerseniz seçin, CRM verisini reklam platformlarına bağlamadan karar vermeyin.




