Blog Sayfası Tasarımı Nasıl Olmalı? Liste ve Yazı Şablonu Rehberi

Kısa cevap
Blog sayfası tasarımı nasıl olmalı?
Blog sayfası tasarımı, yazıların listelendiği arşiv ekranı ile tek yazının okunduğu şablonun birlikte planlanmasıdır. İyi bir tasarımda liste, okura doğru yazıyı hızla seçtirir; yazı şablonu ise rahat okuma, kolay gezinme ve doğal bir sonraki adım sunar. Kısacası iki ekran farklı işler yapar ve her birini ayrı kurallarla çizmeniz gerekir.
Biz Talha Aslan ve ekibi olarak web sitesi projelerinde blog bölümünü çoğu zaman en son düşünülen yer olarak görüyoruz. Ekipler ana sayfayı ve hizmet sayfalarını özenle çizer, blog ise hazır temanın varsayılan haliyle kalır. Oysa aramadan gelen ziyaretçinin önemli bir kısmı siteyle ilk kez bir yazı üzerinden tanışır. Bu nedenle blog şablonu, sitenin vitrini kadar önemlidir.
Bu rehberde liste kartlarından kategori yapısına, okuma süresinden içindekiler tablosuna, okunabilir metin genişliğinden yazar kutusuna ve CTA yerleşimine kadar her parçayı tek tek ele alıyoruz. Yazının sonunda, kendi blogunuzu denetlerken kullanabileceğiniz bir kontrol listesi de var.
Blog listesini ve yazı şablonunu neden ayrı planlamalısınız?
Liste sayfası bir seçim ekranıdır; yazı şablonu ise bir okuma ekranıdır. Listede okur tarar, karşılaştırır ve karar verir. Yazıda ise dakikalarca tek bir metne odaklanıp onu sonuna kadar takip eder. Bu yüzden iki ekranın öncelikleri birbirine zıttır: liste yoğun bilgiyi düzenli göstermeli, yazı ise dikkati dağıtan her şeyi geri çekmelidir.
Sahada sık gördüğümüz hata, iki ekranı aynı ızgara ve aynı kenar çubuğuyla çizmektir. Örneğin liste için uygun olan üç sütunlu düzen, yazı şablonuna taşındığında metin dar bir sütuna sıkışır ve yanında reklam alanı, etiket bulutu, arşiv takvimi gibi okura katkısı olmayan öğeler birikir. Sonuçta okur yazıyı bitirmez ve siteden çıkar.
Doğru yaklaşım, önce iki ekranın görevini tek cümleyle yazmaktır. Liste için "okur ilgisini çeken yazıyı on saniye içinde bulsun" diyebilirsiniz. Yazı için de "okur metni yorulmadan bitirsin ve bir sonraki adımı görsün" diyebilirsiniz. Ardından her öğeyi bu cümleye göre tutar ya da çıkarırsınız.
Liste sayfasında yazı kartı hangi bilgileri taşımalı?
Yazı kartı, okurun tıklama kararını verdiği küçük bir özettir. Kartta fazla bilgi olursa tarama zorlaşır; az bilgi olursa okur yazının kendisine uygun olup olmadığını anlayamaz. Bizim projelerde başlangıç noktası olarak kullandığımız kart içeriği şöyledir:
- Başlık: Kartın en belirgin öğesi olmalı ve tamamı tıklanabilir olmalı.
- Kısa özet: İki ya da üç satırla sınırlı, yazının hangi soruyu cevapladığını söyleyen bir metin.
- Kategori etiketi: Tek bir kategori, kategori sayfasına bağlantı olarak.
- Tarih: Yayın ya da güncelleme tarihi, hangisi daha anlamlıysa.
- Okuma süresi: Uzun rehberlerde okura beklentiyi önceden söyler.
- Kapak görseli: Sabit en boy oranıyla, kart yüksekliği zıplamasın diye.
Kartta yazar adı, yorum sayısı, paylaşım sayacı ve etiket listesi gibi öğeleri çoğu sitede çıkarmanızı öneririz. Bunlar yazının içinde anlamlıdır, ama listede yalnız gürültü yaratır. Ayrıca kartın tamamını tek bir bağlantı yapmak yerine başlığı bağlantı yapıp kartı tıklanabilir alana genişletmek, ekran okuyucu kullanan okurlar için aynı bağlantının üç kez okunmasını önler.
Kart düzeni için ızgara mı, liste mi seçmelisiniz?
Izgara düzen görsel ağırlıklı bloglarda iyi çalışır; liste düzeni ise başlığın ve özetin öne çıktığı bilgi odaklı bloglarda okura daha rahat bir tarama sunar. Seçim, içeriğinizin türüne ve kapak görsellerinizin ne kadar anlamlı olduğuna bağlıdır. Aşağıdaki tablo üç yaygın düzeni karşılaştırıyor.
| Düzen | Güçlü yanı | Zayıf yanı | Uygun olduğu blog |
|---|---|---|---|
| Izgara (2 ya da 3 sütun) | Ekranda çok yazı gösterir, görsel olarak dengelidir | Başlıklar kısalır, özetler sıkışır | Görsel ağırlıklı, kısa yazılı bloglar |
| Tek sütun liste | Başlık ve özet rahat okunur, mobilde doğal akar | Ekranda daha az yazı görünür | Rehber ve uzman içerik blogları |
| Öne çıkan yazı ve altında ızgara | Önemli içeriği öne alır | Öne çıkan alan sık güncellenmezse eskir | Düzenli yayın yapan kurumsal bloglar |
| Kompakt başlık listesi | Çok sayıda yazıyı hızlı taratır | Görsel çekicilik düşüktür | Arşiv ve kategori alt sayfaları |
Mobilde her düzen zaten tek sütuna iner. Bu nedenle asıl karar masaüstü içindir. Kapak görselleriniz hep aynı stok fotoğraf hissini veriyorsa ızgara yerine tek sütun listeyi tercih etmenizi öneririz; böylece okurun gözü başlığa gider.
Kategori ve etiket filtrelerini nasıl kurmalısınız?
Kategori, blogun ana konu haritasıdır; etiket ise daha ince bir bağlantı katmanıdır. Okur için anlamlı olan, az sayıda ve net adlı kategorilerdir. Yedi sekiz kategoriyi geçen bloglarda filtre çubuğu kalabalıklaşır, okur da hangi rafa bakacağını bilemez. Bu yüzden kategori sayısını içeriğin gerçekten ayrıştığı konularla sınırlı tutun.
Liste sayfasının üstünde yatay bir kategori çubuğu çoğu blog için yeterlidir. Mobilde bu çubuğu yatay kaydırılabilir yapabilirsiniz, ama seçili kategoriyi her zaman ekranda ve vurgulu tutun. Ayrıca her kategori kendi adresine sahip, kısa bir giriş paragrafı olan gerçek bir sayfa olmalıdır. Böylece kategori sayfası hem okura yön gösterir hem de arama motoru için anlamlı bir hub sayfasına dönüşür.
Etiketlerde ise ölçülü olun. Her yazıya on etiket eklemek, içinde tek yazı bulunan yüzlerce ince sayfa üretir. Kategori yapısının büyük sitelerde nasıl kurulacağını ayrıca anlattık; kategori ağacınız derinleşiyorsa büyük web sitelerinde kategori yapısı yazımıza göz atabilirsiniz.
Okuma süresi göstermek gerçekten işe yarar mı?
Okuma süresi, okura yazının ne kadar zaman isteyeceğini önceden söyleyen küçük bir beklenti işaretidir. Uzun rehberlerde okurun "şimdi mi okusam, sonra mı" kararını kolaylaştırır. Kısa haber yazılarında ise pek bir şey katmaz. Dolayısıyla okuma süresini her yazıda göstermek zorunda değilsiniz, ama gösteriyorsanız tutarlı hesaplamalısınız.
Hesaplamayı kelime sayısını sabit bir okuma hızına bölerek yaparsınız. Hangi hızı seçtiğiniz sitenize ve dilinize göre değişir; önemli olan bütün yazılarda aynı formülü kullanmanızdır. Tablolar, kod örnekleri ve görseller okuma süresini uzatır, bu yüzden yoğun teknik yazılarda sonucu yukarı yuvarlamak dürüst bir tercihtir.
Okuma süresini kartta tarihin yanında, yazı şablonunda ise başlığın altındaki bilgi satırında gösterin. Ekranın en dikkat çekici yerine koymayın; bu bir yardımcı bilgidir, ana mesaj değil. Metninizin genel okunabilirliğini görmek isterseniz okunabilirlik analizi aracımızla cümle uzunluğunu ve paragraf yapısını hızlıca kontrol edebilirsiniz.
Sayfalama mı, sonsuz kaydırma mı, daha fazla yükle düğmesi mi?
Blog arşivi büyüdükçe listeyi parçalara bölmeniz gerekir. Klasik sayfalama, her sayfaya kendi adresini verir ve okurun "üçüncü sayfadaydım" diye geri dönmesini kolaylaştırır. Sonsuz kaydırma ise sürekli akış hissi verir, ama alt bilgiye ulaşmayı zorlaştırır ve geri tuşunda okuru başa atabilir.
Daha fazla yükle düğmesi bu ikisi arasında bir orta yoldur: okur ne zaman devam edeceğine kendisi karar verir. Ancak bu yöntemi seçerseniz, yüklenen her parçanın arka planda gerçek bir sayfa adresine karşılık gelmesi gerekir. Aksi halde arama motoru eski yazılara yalnız JavaScript ile ulaşılabilen bir yoldan erişmek zorunda kalır.
Bizim varsayılan önerimiz, numaralı sayfalama ya da her parçası adresli bir daha fazla yükle düğmesidir. Teknik ayrıntıları SEO uyumlu sayfalama kurulumu yazımızda anlattık; burada yalnız tasarım tarafını hatırlatalım: sayfa numaralarını dokunmatik ekranda rahat basacağınız büyüklükte tasarlayın ve okurun bulunduğu sayfayı açıkça işaretleyin.
Yazı şablonunun üst kısmında neler olmalı?
Yazının ilk ekranı, okurun doğru yere geldiğini anlaması için vardır. Bu alanda başlık, kısa bir bilgi satırı ve hemen ardından metnin ilk paragrafı görünmelidir. Ekranı kaplayan dev bir kapak görseli, okuru metne ulaşmadan kaydırmaya zorlar. Bu nedenle kapak görselini ya başlığın altına makul bir yükseklikte koyun ya da hiç koymayın.
- Ekmek kırıntısı yolu: Ana sayfa, blog ve kategori adımlarıyla okura nerede olduğunu söyler.
- Başlık: Sayfadaki tek H1, yazının cevapladığı soruyu açıkça içerir.
- Bilgi satırı: Yazar adı, tarih, kategori ve okuma süresi tek satırda.
- Giriş paragrafı: Soruya doğrudan cevap veren iki üç cümle.
- İçindekiler tablosu: Uzun yazılarda girişin hemen altında.
Ekmek kırıntısının hem gezinmeye hem arama sonucundaki görünüme katkısını breadcrumb navigasyonu yazımızda ayrıntılı ele aldık. Blog şablonunda bu yolun son adımı kategori olmalıdır, çünkü okur en çok aynı kategorideki diğer yazılara dönmek ister.
İçindekiler tablosu nereye ve nasıl konmalı?
İçindekiler tablosu, uzun bir yazının bölümlerine doğrudan atlamayı sağlayan sayfa içi bağlantı listesidir. Nielsen Norman Group'un içindekiler tablosu tasarım rehberi, tablonun sayfanın üst kısmında, giriş metninin hemen altında yer almasını önerir. Metnin derinlerine gömülen bir içindekiler listesi kolayca gözden kaçar.
Aynı kaynak, yapışkan davranışı yalnız yan sütundaki içindekiler için önerir. Metin akışı içindeki tablo yapışkan olursa okur onu genel site menüsüyle karıştırabilir. Bu yüzden masaüstünde geniş ekranlarda sol sütunda yapışkan bir liste, mobilde ise girişin altında açılıp kapanabilen sade bir liste iyi bir denge kurar.
Teknik tarafta tabloyu bir gezinme bölgesi olarak işaretleyin. MDN nav öğesi belgesi, menülerin, içindekiler tablolarının ve dizinlerin tipik gezinme bölümleri olduğunu ve sayfada birden fazla gezinme alanı varsa bunları ayırt edici bir adla etiketlemenin erişilebilirliğe katkı sağladığını belirtir. Ayrıca tablodaki bağlantı metinleri H2 başlıklarıyla birebir aynı olmalı; okur tıkladığı ifadeyi hedefte görmelidir.
Okunabilir metin genişliği kaç karakter olmalı?
Metin sütununun genişliği, satır başına düşen karakter sayısını belirler. Satır çok uzun olursa göz bir sonraki satırın başını zor bulur; çok kısa olursa okur sürekli satır atlar. W3C'nin WCAG görsel sunum ölçütü (1.4.8), satır genişliğinin 80 karakteri geçmemesini, iki yana yaslı metin kullanılmamasını ve paragraf içi satır aralığının en az bir buçuk satır olmasını tarif eder.
Bu ölçüt AAA düzeyindedir, yani her sitenin zorunlu hedefi değildir; ancak okunabilir bir blog şablonu için çok iyi bir üst sınırdır. Pratikte metin sütununu karakter genişliğine bağlı bir birimle sınırlamak, yazı boyutu değiştiğinde de oranın korunmasını sağlar. Böylece okur tarayıcıda yazıyı büyüttüğünde sütun da onunla birlikte genişler.
Satır uzunluğu, yazı boyutu ve satır aralığı birbirine bağlı üç ayardır. Bunların birlikte nasıl seçileceğini okunabilir metin tasarımı yazımızda tek tek anlattık. Blog şablonunda bu ayarları bir kez doğru kurarsanız, okur her yeni yazıyı kendiliğinden rahat okur.
Başlık hiyerarşisini şablonda nasıl korursunuz?
Başlık hiyerarşisi, yazının iskeletidir. Sayfada tek H1 olur; ana bölümler H2, alt bölümler H3 olur ve hiçbir seviyeyi atlamazsınız. Bu yapı hem ekran okuyucu kullanan okurun başlıklar arasında gezinmesini hem de içindekiler tablosunun otomatik üretilmesini mümkün kılar. Ayrıca okur sayfayı tararken başlıklar ona bir özet sunar.
Şablon tarafında sık gördüğümüz sorun, tasarımın başlık seviyelerini görsel boyuta göre seçmesidir. Örneğin kenar çubuğundaki "Popüler yazılar" başlığı H2 etiketi taşır ve içindekiler listesine karışır. Bunun önüne geçmek için şablondaki sabit alanlarda başlık etiketi yerine sınıf tabanlı görsel stiller kullanın; içerik başlıklarını ise yalnız yazar belirlesin.
Okurlar metni çoğu zaman satır satır değil, başlıkları ve ilk kelimeleri tarayarak okur. Bu davranışın tasarıma etkisini F okuma modeli yazımızda ele aldık. Başlıklarınızı soru biçiminde, tek bakışta anlaşılır kurarsanız okur sayfayı çok daha kolay tarar.
Tablo, liste ve alıntıları mobilde nasıl göstermelisiniz?
Rehber türü yazılarda tablo ve liste kaçınılmazdır, ama mobil ekranda en çok bozulan öğeler de bunlardır. Geniş bir karşılaştırma tablosu dar ekrana sığmayınca bütün sayfa yana kayar ve okur metni kaybeder. Bu yüzden tabloyu kendi kaydırılabilir kutusu içine alın; sayfanın geri kalanı sabit kalsın.
- Tablo başlık hücrelerini gerçek başlık hücresi olarak işaretleyin, boş başlık bırakmayın.
- Dört sütunu aşan tabloları mobilde iki ayrı tabloya bölmeyi düşünün.
- Liste maddelerinde ilk kelimeleri kalın yaparak taramayı kolaylaştırın.
- Alıntı bloklarını metinden ayıran ölçülü bir kenar çizgisi kullanın, büyük tırnak süslerinden kaçının.
- Kod ya da uzun adres içeren satırların taşmasını kırma kurallarıyla önleyin.
Bu kuralları şablona bir kez yerleştirdiğinizde, yazarların her yazıda ayrı ayrı düşünmesine gerek kalmaz. Böylece içerik ekibi yalnız içeriğe odaklanır, görsel tutarlılık da kendiliğinden yerinde kalır.
Yazar kutusu nerede ve nasıl olmalı?
Yazar kutusu, okura metni kimin yazdığını ve neden bu konuda konuşabildiğini anlatan kısa bir tanıtım alanıdır. Google'ın yararlı içerik oluşturma rehberi, okurun beklediği yerlerde doğru yazar bilgisi ve imza satırı eklemeyi güçlü biçimde teşvik eder; yanıltıcı yazar bilgisinden kaçınılması gerektiğini de açıkça belirtir.
Pratikte yazar bilgisini iki noktada gösterirsiniz: başlığın altındaki bilgi satırında yalnız ad, yazının sonunda ise fotoğraf, kısa uzmanlık açıklaması ve yazar sayfasına bağlantı içeren bir kutu. Kutudaki metin iki üç cümleyi geçmemeli; özgeçmiş yerine okura güven veren somut uzmanlık alanlarını söylemelidir.
Yazar sayfasının kendisi ayrı bir tasarım konusudur ve onu yazar sayfası nasıl olmalı yazımızda ayrıntılı anlattık. Yapılandırılmış veri tarafında ise Google'ın makale yapısal verisi sayfası, her yazarı ayrı bir alanda işaretlemenizi ve ad alanına yalnız kişinin adını yazmanızı önerir.
Yayın tarihini mi, güncelleme tarihini mi göstermelisiniz?
Tarih, okurun bilginin ne kadar taze olduğunu anlamasını sağlar. Kalıcı rehberlerde güncelleme tarihi daha anlamlıdır, çünkü okur içeriğin bugün de geçerli olup olmadığını merak eder. Haber niteliğindeki yazılarda ise yayın tarihi önceliklidir. İkisini birlikte göstermek de mümkündür, ama hangisinin hangisi olduğu açık yazılmalıdır.
Burada dürüstlük kritik bir kuraldır. Metinde anlamlı bir değişiklik yapmadan güncelleme tarihini yenilemek okuru yanıltır. Bu yüzden tarihi yalnız içerikte gerçek bir güncelleme yaptığınızda değiştirin. Ayrıca görünen tarih ile yapısal verideki tarih aynı olmalıdır; Google'ın makale belgeleri, yayın ve değişiklik tarihlerini saat dilimiyle birlikte vermenizi önerir.
Blog sayfası tasarımında CTA'yı yazının neresine koymalısınız?
CTA, okuru bir sonraki adıma davet eden çağrıdır: teklif istemek, bültene kaydolmak ya da ilgili bir hizmeti incelemek gibi. Blog sayfası tasarımında CTA'nın yeri, okurun o anki niyetine uymalıdır. Yazının ilk ekranına konan büyük bir satış kutusu, bilgi aramaya gelen okuru çoğu zaman rahatsız eder.
Biz genellikle üç noktayı kullanıyoruz. İlki, metin içinde konuyla doğrudan ilişkili bir bölümün sonunda yer alan sade bir satır içi öneridir. İkincisi, yazının sonunda yazar kutusundan önce gelen belirgin bir CTA bloğudur. Üçüncüsü ise yalnız uzun yazılarda, okur metnin yarısını geçtikten sonra beliren küçük ve kapatılabilir bir hatırlatmadır.
CTA metninin ne söylediği de yerleşimi kadar önemlidir. "Hemen tıkla" yerine okura ne olacağını söyleyen somut ifadeler seçin. Buton metinleri ve örnekler için dönüşüm getiren CTA örnekleri yazımıza bakabilirsiniz.
İlgili yazılar bölümünü nasıl seçmelisiniz?
İlgili yazılar bölümü, okuru sitede tutmanın en doğal yoludur, ama yalnız gerçekten ilgili olduğunda işe yarar. En yeni üç yazıyı otomatik göstermek, okurun okuduğu konuyla bağı olmayan öneriler üretir. Bunun yerine aynı kategoriden ve ortak etiketlerden seçilen, mümkünse elle sıralanabilen bir liste kurun.
Bu bölümü üç ya da dört yazıyla sınırlayın ve kart tasarımını liste sayfasındaki kartın daha sade bir hali yapın. Ayrıca ilgili yazılar bloğunu CTA'nın yerine değil, ondan sonra konumlayın. Okur önce yazının önerdiği adımı görsün, ardından okumaya devam etmek isterse seçenekleri bulsun.
Metin içindeki bağlantılar ise ilgili yazılar bölümünden daha güçlüdür, çünkü okur bağlamın içindeyken tıklar. Bu bağlantıları planlı kurmak için iç linkleme stratejisi yazımızdaki yöntemi kullanabilirsiniz.
Kenar çubuğu blog şablonunda hâlâ gerekli mi?
Kenar çubuğu, masaüstünde metnin yanında duran ikincil içerik alanıdır. Eskiden her blogda arşiv takvimi, etiket bulutu ve popüler yazılar listesi ile doluydu. Bugün mobil okurların büyük bölümü bu alanı zaten metnin en altında görür ya da hiç görmez. Dolayısıyla kenar çubuğu yazı şablonunda zorunlu değildir.
Kenar çubuğu kullanacaksanız ona tek ve net bir görev verin: örneğin yapışkan içindekiler tablosu ya da tek bir sade CTA. Birden fazla görev yüklediğinizde alan kalabalıklaşır ve metin sütununu daraltır. Liste sayfasında ise kategori listesi ve arama kutusu için kenar çubuğu daha anlamlı olabilir, çünkü orada okur zaten seçim yapmaktadır.
Blog şablonunda hız ve erişilebilirlik için neye bakmalısınız?
Blog yazısı çoğu zaman aramadan gelen okurun ilk açtığı sayfadır. Bu yüzden şablonun ilk yükleme ağırlığı doğrudan izlenimi belirler. Kapak görsellerini doğru boyutta sunun, liste sayfasında ekranın altında kalan görselleri geç yükleyin ve kart görsellerine sabit en boy oranı verin. Böylece sayfa yüklenirken içerik kaymaz.
Erişilebilirlik tarafında metin ile arka plan arasında yeterli kontrast, klavye ile gezilebilen içindekiler bağlantıları ve anlamlı bağlantı metinleri temel kurallardır. Örneğin "devamını oku" gibi bir bağlantı metni, ekran okuyucuda bağlamından koparıldığında hiçbir şey anlatmaz. Kart bağlantısını yazının başlığıyla adlandırmak bu sorunu kendiliğinden çözer.
Yazı tipi seçimi de hız ve okunabilirlik arasında bir dengedir. Az sayıda ağırlık kullanmak hem yüklemeyi hafifletir hem de şablona tutarlılık katar. Örneğin gövde metni için tek bir okunaklı aile ve başlıklar için en fazla iki ağırlık çoğu blog için yeterlidir. Böylece tarayıcı daha az dosya indirir ve metin ilk açılışta daha hızlı belirir.
Son olarak şablonu gerçek içerikle test edin. Kısa başlıklı örnek yazılarla güzel duran bir kart, uzun bir rehber başlığıyla taşabilir. Bu yüzden testte en uzun başlığınızı, en geniş tablonuzu ve en kısa özetinizi kullanın; şablon bu üç uç durumda da dengeli kalıyorsa günlük kullanımda sizi şaşırtmaz.
Örnek senaryo: kurumsal bir blogu nasıl yeniden düzenlersiniz?
Örnek senaryo olarak, yıllardır yazı yayınlayan ama trafiği düşük kalan bir kurumsal blog düşünelim. Liste sayfası üç sütunlu ızgarada stok fotoğraflarla dolu, yazılar ise kenar çubuğu yüzünden dar bir sütunda, içindekiler tablosu yok ve her yazının sonunda sistem otomatik olarak en yeni üç yazıyı listeliyor.
İlk adımda liste sayfasını tek sütun listeye çevirir ve kartlara kısa özet ile kategori eklersiniz. Ardından yazı şablonundan kenar çubuğunu kaldırır, metin genişliğini okunabilir bir sınıra çeker ve girişin altına içindekiler tablosu yerleştirirsiniz. Son olarak ilgili yazıları kategoriye göre seçer ve yazının sonuna tek bir net CTA koyarsınız.
Bu senaryoda sonuç rakamı vermiyoruz, çünkü her sitenin durumu farklıdır. Ancak bu değişikliklerin ortak etkisi okurun metni daha rahat bitirmesi ve bir sonraki adımı daha net görmesidir. Trafiğin neden gelmediğini ayrıca sorguluyorsanız blog yazıları neden trafik getirmez yazımız içerik tarafını ele alıyor.
Blog sayfası tasarımı için kontrol listesi
Kendi blogunuzu denetlerken aşağıdaki listeyi sırayla uygulayabilirsiniz. Her maddeyi önce mobilde, ardından masaüstünde kontrol edin.
- Liste ve yazı şablonunun görevini tek cümleyle yazdınız mı?
- Kartlarda başlık, özet, kategori, tarih ve gerekiyorsa okuma süresi var mı?
- Kart görselleri sabit en boy oranında mı?
- Kategori sayısı sınırlı ve her kategorinin giriş metni olan kendi sayfası var mı?
- Sayfalamanın her adımı gerçek bir adrese karşılık geliyor mu?
- Yazının ilk ekranı başlığı ve ilk paragrafı gösteriyor mu?
- İçindekiler tablosu girişin altında ve bağlantı metinleri başlıklarla aynı mı?
- Metin sütunu 80 karakter civarını aşmıyor mu, satır aralığı rahat mı?
- Başlık hiyerarşisi atlamasız ve şablon başlıkları içeriğe karışmıyor mu?
- Tablolar mobilde kendi kutusunda kayıyor mu?
- Yazar bilgisi başlık altında ve yazı sonunda var mı?
- Tarih dürüst ve yapısal veriyle aynı mı?
- CTA okurun niyetine uygun yerde ve tek mi?
- İlgili yazıları aynı konudan mı seçiyorsunuz?
Blog şablonunu kendi başınıza mı kurmalısınız, ekiple mi?
Hazır bir temada bu maddelerin bir kısmını ayarlarla çözebilirsiniz. Örneğin kart düzenini değiştirmek ya da kenar çubuğunu kapatmak çoğu temada mümkündür. Ancak okunabilir metin genişliği, adresli sayfalama, otomatik içindekiler tablosu ve doğru yapısal veri genellikle şablon düzeyinde geliştirme ister.
Biz Talha Aslan ve ekibi olarak blog şablonunu sitenin geri kalanıyla aynı tasarım sistemi içinde ele alıyoruz. Kart, içindekiler, yazar kutusu ve CTA bileşenlerini bir kez kurup bütün yazılarda tutarlı çalışmasını sağlıyoruz. Blogunuzu bu yapıya taşımak isterseniz web tasarım hizmetimiz kapsamında şablonu sitenizde biz kurarız.
Ayrıca blog açmayı yeni düşünüyorsanız, önce kurumsal blog açmanın faydaları üzerine yazdığımız rehberle hedefi netleştirmenizi öneririz.
Blog sayfası tasarımında en sık yapılan hatalar nelerdir?
Sahada en sık karşılaştığımız hataları kısa bir listeyle özetleyelim. Çoğu, tek tek bakınca küçük bir ayrıntı gibi durur; ama bir araya geldiklerinde okurun deneyimini belirgin biçimde bozar.
- Yazının ilk ekranını kapak görseline ya da büyük bir satış kutusuna vermek.
- Metni ekran genişliğinin tamamına yaymak ya da çok dar bir sütuna sıkıştırmak.
- Her yazıya düzinelerce etiket ekleyip ince arşiv sayfaları üretmek.
- İlgili yazıları konu yerine yalnız tarihe göre seçmek.
- İçerikte değişiklik yapmadan güncelleme tarihini yenilemek.
- Yazar bilgisini hiç göstermemek ya da uydurma bir yazar adı kullanmak.
Bu hataları düzelttiğinizde blog yalnız daha güzel bir görüntüye kavuşmaz; aynı zamanda okurun güvenini kazanan, net ve taranabilir bir bilgi kaynağına dönüşür. Şablonu baştan kurmak ya da mevcut tasarımı elden geçirmek için web tasarım sayfamızdan proje kapsamınızı paylaşıp teklif alabilirsiniz.



